Bir hikayem olmalı daha doğrusu var olan hikayem yazılmalı… Yaklaşık iki haftadır kafamda bu var. Ancak bu hikayeyi yazacak kadının bir sürü başka işi de var, ekipteki herkes gibi. İşte bu an kafamdaki sesin dayanılmazlığına yenildim ve bilgisayar başındayım.
Benim hikâyemin farkı başlangıcında. Okuldaki gönüllü ekip belli olmadan biz müdürümüzün seçtiği gönüllüler olduğumuzu öğrenmiştik. Önce Gazi İ.Ö.O.’da sonra Hasan Sağlam Öğretmen Evinde yeni projenin içine girivermiştik. İlk başta o 3 günlük süreç oldukça eğlenceli ve verimli geçmişti. Söylenenleri yapıyor habire bir şeyler yetiştirmeye çalışıyor tam bitti derken çalışmayı sunmaya kalkıyor tüm ekipçe çılgınca alkışlıyorduk. Bu telaşın içinde ne yaptığımızı bile anlayamadan okullardaki gönüllüleri belirlemek ve çalışmalara başlamak için okulumuza dönmüştük. En fazla üç gün sürecek bir çalışma için hatır gönül kanalından nazımızın geçtiği 19 arkadaşımızı Semra Hanımla birlikte ikna etmiştik bile.
İçine girdikçe boyutlarını farketmeye başladığımız okul temelli mesleki gelişim süreci ucu olmayan enginliği ile hepimizi dönülmez bir yolculuğa çıkarmıştı. İl ekibinin gelişi ile her hafta yaptıklarımızı ya yeni baştan yapıyor ya da yaptıklarımızın yanlış olduğu bize söyleniyordu. Ne yaptığımızı, yaptıklarımızın nereye ulaşacağını bilmeden didinip duruyorduk. Pek çok şeyi yeniden yapmamız gerektiği söylendikçe gönüllü ekibimizde gönüllü bir öfke büyüyor, bu öfkenin küçük bir kısmı il ekibine, hatrı sayılır bir miktarı da bize yöneliyordu. Sürecin bizim içinde sürprizlerle dolu olduğunu anlatmak bazen hiç de kolay olmuyordu.
İşte il ekibinin de bizlerden farklı bir durumda olmadığını anlamam da bu zamanlara rastlıyor. Gelen arkadaşlarda, sanırım Ankara’daki ekip için yaşadıkça şekillenen projenin yeni şeklini her defasında bizlere yeniden açıklamak zorunda kalmanın sıkıntısını yaşıyorlardı. Çünkü bu yeni bir projeydi, bazı aksaklıklar ya da ihtiyaçlar yaşadıkça ortaya çıkıyor ve her şey durmadan revize ediliyordu.
Tüm bu karmaşa eylem planlarının oluşması ile son buldu, hatta açıkçası, pek çoğumuz için TEDP’de bitmişti. Yanılmışız meğer; Okul Temelli Mesleki Gelişim yeni başlıyor, çoğu zaman olduğu gibi tüm yapılanlar kağıt üzerinde kalmıyor, hayata geçiyordu. Okulda en ilgisiz görünen arkadaşlarımızın da fark ettiği gibi ekibimiz durmadan çalışıyor , üretiyor ve paylaşıyordu. Bir bilgisayar başında toplanmış üç beş kişi, öğrencileri ile çalışan öğretmenler yada bir araya geldiğinde birbiri ile çalışmalarını konuşan öğretmenler ,fikirlerini paylaşanlar artık ekibimizi tanımlayan unsurlar olmuştu. Biz birbirimizi daha yakından tanıyor , hiç fark etmediğimiz gizli yeteneklerimizi görüyor ,durmadan paylaşıyor, büyüyorduk.
Ben tüm arkadaşlarımdan çok şey öğrendim bu süreci yaşarken. Küçücük çocukların sorumluluklarını nasıl da kocaman sahiplendiklerini, başka bir dilde sahneye çıkıp bir gösteri sunmanın o öğrencilere nasıl bir özgüven kattığını, küçücük ana sınıfı öğrencilerinin coşkularını ve bir öğretmenin en çok da öğrencilerine güvendiğini bu proje için uğraş veren tüm arkadaşlarımdan öğrendim. Ayrıca bir avuç öğretmenin çabaları ile bir okulu üreten ,ürettiklerini paylaşan, çalışkan bir arı kovanına çevirebildiğini öğrendim.
Şimdi Okul Temelli Mesleki Gelişim Projesinin içinde olmaktan, sağda solda savrulan çalışmalarımı bir dosyanın içine toplayabilmekten (ki bu benim gizli eylem planım ve en büyük ciddi kazancım oldu) mutluyum. Oldukça uzun süreceğine inandığım bu çalışmanın daha çok okulda uygulanmasının biz öğretmenlerin kendi mesleğimize yeni bir anlayışla bakmamıza ve yenilenmemize yardımcı olacağını biliyorum. Şimdi ikinci eylem planlarını çok daha sağlıklı olarak hazırlayacağımız ve daha anlamlı projeler üreteceğimiz inancım oldukça güçlü. İkinci eylem planımızdan sonra sanırım bizler kitap bile yazabileceğiz. İkinci hikayede görüşmek üzere…
Pelin GÖREN
Rehber Öğretmen
Gaziemir Atatürk İ.Ö.O