HAYATIMIN EYLEM PLANI
Ben göreve başladığmdan bu okula atanana kadar ya köy okullarında çalıştım, yada İzmir'in varoş diye tabir edilen okullarında çalıştım. Oralarda insanın daha çok öğretmenliği yaşadığını düşünürdüm İnsan daha bir öğretmendi sanki. İmkansızlıklar, öğrencinin okumak isteyip de ailenin okutmak istemediği yada okutamadığı ve bizlerin orada adeta veliyle pazarlıklara girişmemiz öğretmen arkadaşlarla bir çocuğun lisedeki okul masraflarını denkleştirmelerimiz yada çevrede burslar arayışımız çok sıradan hadiselerdi ve ben kendimi daha iyi bir okulda çalışan bir öğretmenden daha öğretmen hissederdim. Biz o zaman adını koyamadığım, bu gün; risk altındaki çocuklar diye adlandırılan çocuklarla çalışıyorduk. Zira bu okulda madde bağımlılığından tutunda ailesi tarafından gayri meşru işlere yönlendirilen yada sokak satıcılığı yaptırılan öğrenci sayımız oldukça fazlaydı. Kemeraltına gittiğim zamanlar etrafımı orda satıcılık yapan öğrencilerim sarar, ben etraftaki insanların veya polisin çocukları benim çalıştırdığımı düşüneceklerinden çekinirdim çünkü o dönem çocukları çalıştıranlara baya ağır cezalar geliyordu. Bu beni hem çok üzüyor bazen da sevindiriyordu. Bu çocuklar gelecekte buraların yerlisi olacak ve bunların dürüst yetişmesi buraların güvenilir yerler olması demekti. Ben kendimi bir nehrin kenarında hissederdim o nehirden öğrencilerim akardı kaç kişinin elinden tutup yanıma çekersem o kadar karlı sayardım kendimi ve o kadar öğretmen. Okul müdürümüz bir gün bir çocuğu gevrek satarken almış okula kaydetmişti çocuk benim rehberi olduğum sınıfa alınmıştı oldukça problem yaşamıştık. ‘Benim abim hırsız öğretmenim, haftalığı 10 milyarı geçiyor, ben niye okuyayım?’ diyordu. Sınıfım mezun olduğu son karne dağıtıldığında ben bir seminer dolayısıyla okulda bulunamamıştım. Yaz tatilinde okula uğradığımda çocuk duvarın üstünde oturmuştu ve beni görmezlikten geldi. ‘Ali neden konuşmuyorsun?’ diye sordum. ‘Siz bize ne söz vermiştiniz öğretmenim hani bizi liseye kaydedecektiniz hani okutacaktınız elimizden tutacaktınız biz size çok güvenmiştik. Ama karne dağıtıldığı gün siz yoktunuz. Biz kendimizi çok yalnız hissettik’ dedi Ona görevli olduğum için gelemediğimi anlattım. O beni dinlerken ben omzumdaki yükün ne kadar ağır olduğunu bir kere daha hissetim. Evet bunları yaşarken ben buralarda insanın daha çok öğretmen olduğunu düşünürdüm. Buralarda öğrencinin daha çok ihtiyacı olduğunu, ekonomik olarak iyi durumdaki okullarda öğrencilerin çok ihtiyacı olmadığını düşünürdüm. Sonra bir gün tayin istemek zorunda kaldım (kızımın okul durumundan dolayı). Tayinim oturduğum yere yakın şartları çok iyi olan şimdiki okuluma çıktı. Burada öğrenciler ekonomik açıdan çok iyiydi belki ama bir şeyler eksikti. Sanki öğrencinin öğretmenle olan ilişkisi daha zayıftı. Burada ki çocukların sevgiye daha çok ihtiyacı vardı.Tam burada TEDP diye bir şey ortaya çıktı. Ben ilk zamanlar bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Bir sürü anlayamadığım soruyu cevaplamaya çalıştıktan sonra doldurduğum evrakların hepsini kaybettim. Neyse ki grubumuz vardı ben onlardan fotokopi çektirdim. Sonra baktım ki bu TEDP denelin şey bizim hep yapmaya çalıştığımız adına da öğretmenliğin hakkını vermek dediğimiz şeydi. Çalışma alanım zaten belliydi ders dışı faaliyetler yani C yeterlilik alanı, öğretmenliğin 7gün, 24 saat olduğunu öğrencilere anlatma alanı. Gelecek eylem planımın konuları hazır. Arkadaşlarımın hepsinin yüreğine sağlık ben onlardan çok şey öğrendim. Onlarla olmaktan mutluyum. TEŞEKKÜRLER!
Alpaslan BİNGÖL
Gaziemir Atatürk İ.Ö.O.