Okul Temelli Mesleki Gelişim Projesi Süreci

        Yaz mevsiminin son demlerini yaşadığı bir sabah okul müdürünün, bir grup oluşturma esintisini duymuştu. Ama bunun ne olduğunu, içinde kimlerin olduğunu bilmiyordu o öğlene kadar. Çıkışın tatlı rahatlığıyla ayrılırken okuldan, müdürün “seni yeni bir görev bekliyor” sözünü unutmuştu bile. Hatta TEDP kelimesini sanki hiç duymamıştı. Ama bu duymamazlık uzun sürmedi. Sonra eline bir tomar anket tutuşturuldu. Bu anketler o kadar uzundu ki düşünmeden hatta çoğu yeri okumadan doldurmuştu, bunların bütün süreç için ne kadar önemli olduğunu bilmeden…

          Çalışma alanı olarak Ders Dışı Etkinlikler ez zayıf halka olarak çıkmıştı karşısına.:)) ( C Yeterlik alanı)

           Habire toplantılara çağrılır olmuştu. Aslında toplanmak önemli değildi bir anlamda. En kötüsü ne yaptığımı bilmiyor olmasıydı. Neyi, neden ve niçin yaptığını bilmiyordu. Sanki birileri ona anlamadığı bir şekilde anlamadığı bir şeyler yaptırıyordu. Sürekli itiraz eder olmuştu.  Dosya kabarıyordu ama o bilinçsizce bir şeyler yapmaya devam ediyordu. Bu süreçlerin tamamında her şeyi başka bir Gönül yapmıştı adeta. Anketler, formlar, elmaslar bilmediği bir sürü kavram… Evet, boğulmuştu çok sevdiği kâğıtların arasında.

           Bu karmaşık gibi görünen süreç sonunda çok şey öğretmişti, sabretmeyi, bir gruba dâhil olmayı, paylaşmayı… Ama en çok da TEDP kelimesinin içeriğini… Evet artık bu kelimeyi ilk duyduğu zamanki gibi boş boş bakmıyordu. Bu bir okul gelişim projesiydi. Okul Temelli Mesleki Gelişim… Kulağa daha anlamlı gelir olmuştu.

  En sonunda artık sona geldiklerini söylediklerinde görevli arkadaşlara daha bir sevimli bakmıştı galiba.  Eylem planları söylemi onu hem bu iş bitiyor anlamında sevindirdi hem de bir hareket oluşacak mı diye de umutlandırdı. Ama bugüne kadar yaptığı her şey dosya olarak rafa kaldırılmıştı ya bunu da öyle algıladı. Tozlanmaya terkedilmiş bir dosya…

            Eylül ayında okulların açılmasıyla OTMG çalışmalarına devam edileceğini öğrendi okula gelen İl Çalışma Ekibi üyesinden. Bakalım nasıl bir süreç bizi bekliyor diye düşünürken “hadi arkadaşlar durmak vakti değil. O elinizdeki dosyaya ne yazdıysanız Aralık ayı sonuna kadar bunu uygulayacaksınız, durmak yok” diyen bir talimatla sarsıldı, sarsıldı çünkü o zamana kadar uykuda gibiydi doğrusu, en azından kendisi için bu böyleydi. Her şeyi yeni gelen süreçle birlikte öğreniyordu. En zoru buydu. Keşke en başında nasıl bir projenin içinde olduğunu fark edebilseydi.

    Yine formlar vardı ama bu sefer sızlanmıyordu artık. Süreç kısa, iş çoktu. Aralarında inanılmaz bir çalışma şevki doğmuştu. Kendisini grupla birlikte herkesten ayrıcalıklı hisseder olmuşlardı, Bir grup e mail adresleri vardı ki orası adeta onların deşarj olma yeri olmuştu.

               Artık kimse tek değildi çoğalmışlardı. Yirmi kişi olmuştu kırk kişi. Yazdıkları, yaptıkları her şey bir yerlere iletiliyordu. Fikirler önemseniyor, herkes tek tek değerli olduğu duygusuyla çalışmayı seviyordu.

  Dayanışmanın güzelliğini tattı önceleri,  sonra paylaşmanın engin duygusunu… Sıkıntılar çok yaşanmıştı. Herkes bireysel olarak çaba gösteriyordu. Çünkü eylem planları ayrılmıştı. Ama bu çalışmayı kolaylaştırdı.

  Bu süreçte öğrendi ki Okul Temelli Mesleki Gelişim Projesi,  aslında kendini geliştirme fırsatı veren bir projeydi fakat en başında düşünmeden doldurmuş olduğu anketlerin kendisine en iyi yaptığı alanda çalışma fırsatı verdiğini ancak algıladı.  Ama bu ilk proje için ona güç vermişti. Öyle bir sarıldı ki işe bu kadar sürede bu kadar işi nasıl yaparımın endişesini bile duymadı.   Müdür yardımcısı ve il çalışma ekibi temsilcisi hep yanında olduklarını hissettirmişlerdi. Güdüleme işinde çok iyilerdi doğrusu. Bu alandaki ekip tamamdı. Sıra mali sorunlardaydı ve kafasındaki proje epeyce yüklü bir gider istiyordu. Velilere bunu anlatması onları ikna etmesi hiç zor olmadı. Çünkü ona güveniyorlardı. İstenen finansman sağlanmıştı kolayca.   Öğrenciler zehir gibiydi. Yeteneklerine göre gruplandırılmaları işin en zor kısmını çözmüştü.  Verilenlerden anında geri dönütler alınıyordu. Bu anlamda çalışmalar kısa sürede tamamlandı. Ama bu arada keyifli e mail sohbetleri işin en renkli kısmı olmaya devam ediyordu.

  Her şey hazırdı ve artık öğrencileriyle salonda çalışma vakti gelmişti. İlk şoku o zaman yaşadı. Salon inanılmaz derecede kötüydü. Adeta okulun deposu gibiydi. Kırık dökük sandalyeler, yıllardır çürümeye terkedilmiş basket potası, kirden görünmez durumdaki sahne, kırık korniş, kirli perde yılların birikmiş tozları… Ağlamaklı bir haldeydi.

Okul idaresi, veliler ve okulun teknik elemanının katkılarıyla salon elden geçirildi de gösteriye hazır hale getirildi. Tabi bu süreç oldukça yorucu geçti. Gündüzü gösteri salonunda, akşamlarını da bilgisayar başında geçirir olmuştu. Ama kendini birçok anlamda geliştirme imkânı vermişti bu çalışma.  Bilgisayarda oturup araştırma yapmayı, birilerinin eleştirilerini dinleyip onları dikkate almayı,   uykusuz kalmayı, sinirlerini kontrol etmeyi - ki müdürü böyle düşünmeyebilirdi – hoşgörülü olmayı, paylaşmayı… Artık bu projeyi sevmişti ve de çalışmayı…

           Nihayet gösteri günü olan 22 ARALIK gelmişti. Her şey ve herkes hazırdı. Her şey kafasında yarattığı gibiydi. Ve program başladığında salondaki sessizlik bütün yorgunluğunu alıp götürmüştü.

Gösteri bitmişti ve yüzlerdeki memnuniyet emeklerinin sonuçlarına eşitti.

Evet, o artık en az üç dil bileceksin
En azından üç dilde teşekkür edeceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil…
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Her kelime aslanağzında
Her kelimeyi dişinle tırnağınla kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın

Diyordu ışıkların ortasında, kırk bir öğrencisiyle birlikte… Ve onun gözünde her öğrenci bir kat daha yükselmişti. Bedri Rahmi Eyüboğlu şiiri,  gösterinin sonuna noktayı koyarken…

GÖNÜL ASLAN
Okul Temelli Mesleki Gelişim Projesi Üyesi